Yıllar önceki Mavi Çarşı katliamından günümüze… Terör örgütlerinin hedeflerinden biri AVM’lerde güvenlik nasıl sağlanmalı?

Feramuz Erdin yazdı

PKK TUTUM MU DEĞİŞTİRDİ?

1999 yılındaki Mavi Çarşı katliamından ders çıkaran PKK ve alt türevleri uzun yıllar boyunca sivilleri hedef almamaya özen gösteren bir tutum takınmıştı. Yanlışlıkla sivillerin öldüğü eylemleri PKK’nın adı geçmesin diye, TAK – Kürdistan Özgürlük Şahinleri üstleniyordu.

Taksim’de geçen Kasım ayında yaşanan kanlı terör eylemi ile dün AVM’de engellenen bombalı saldırı sonrasında PKK’nın uzun zamandır sivilleri hedef almamaya gayret eden tutumunun bu son iki olayda değiştiğini düşünebiliriz.

Sivilleri hedef alan bu eylemlerin güvenlik güçlerince son zamanlarda PKK’ya verdirilen kayıplara bir tepki olarak mı yoksa PKK yapısı içindeki bir rekabetin sonucunda mı planlandığını zamanla göreceğiz? İstihbarat ve kolluk güçlerinin başarısı sonucunda millet olarak huzura bu kadar yaklaşmışken meydana gelen bu eylemlerin mutlaka gizli bir amacı olmalıdır?

TERÖRLE MÜCADELE DEVLETİN GÖREVİDİR

Terörle mücadele istihbarat, kolluk ve askeri birimlerce yürütülen bir görevdir. Özel güvenliğin sınırlı bir “caydırıcılık” görevi haricinde terörle mücadele imkânı ve kendine tanımlanmış böyle bir görevi yoktur.

Terörle mücadele ve özel harekât birimleri, yapılan teknik ve personel tabanlı istihbarat değerlendirmeleri sonucunda her gün neredeyse onlarca operasyon yapmakta ve yüzlerce terör örgütü mensubunu yakalamaktadır. Perde arkasında devam eden bu rutin ama amansız mücadeleden ancak birkaç satırlık haberlerle bilgimiz olmaktadır. Oysaki devasa bir sistem 7/24 çalışarak güvenliğimizi sağlamaktadır.

Maalesef, ülke sınırlarını dahi aşan bu “görünmez ağdan” kaçmayı başarabilen sınırlı sayıda terörist olabilmektedir.

ÖZEL GÜVENLİK ÇOK KAN KAYBETTİ

Daha önceki yazılarımızda özel güvenlik sektörünün hızla güç kaybettiğini ve bunun yakında önemli güvenlik zafiyetlerine yol açacağını belirtmiştik. Bunda özel güvenlik personelinin görev tanımı, özlük ve emeklilik hakları gibi yapısal sorunların giderilememesinin yanında, verilen hizmetin öneminin işverenler tarafından anlaşılamaması da büyük etken oldu.

Büyük şehirlerde yaşamanın artan maliyeti de buna eklenince özel güvenlik sektöründe uzun zamandır nitelikli eleman istihdam edebilme sorunu baş göstermişti. Şu anda bırakın nitelikli olanını, özel güvenlik firmaları taahhütlerini yerine getirecek sayıda sıradan personeli dahi istihdam etmekte çok zorlanmaktadır! Sözleşmelerini iptal etmek için bahaneler arayan bazı firmalardan ekonomik olarak güçsüz olanların yakında iflas etmesi bile sürpriz olmamalıdır.

YANLIŞ GÜVENLİK ALGISI MALİYETİ ARTIRIYOR

Şirket üst yönetimlerince “yardımcı hizmet” olarak değerlendirildiği için en küçük bir krizde ilk kesilen harcama güvenlik bütçesi olmaktadır. Oysaki 7/24 ihtiyaç olan güvenlik, acil durum müdahalesini de içinde barındıran geniş bir konsepttir.

Bir afet durumunda insanların tahliyesini gerçekleştirecek, sayım alacak, ilk yardım yapacak, güvenliği sağlayacak, kayıpların yerini tesbit edecek, kamu birimleri ile koordinasyonu sağlayacak, yani olayı baştan sona yönetecek olan özel güvenlik personelidir.

Her birimin güvenlik ihtiyacı birbirinden çok farklıdır. Oysaki birbirinin kopyası olan güvenlik risk değerlendirmeleri ve güvenlik yapılanmaları maalesef yarar sağlamadığı gibi, çoğu durumda israftan başka bir şey değildir!

AVM Mİ, YOKSA HAVAALANI MI?

Bundan 20 yıl önce İstanbul’da meydana gelen bir dizi kanlı terör saldırıları sonrasında bütün AVM’lerin girişlerine o günün şartlarına uygun olarak X ray ve metal detektörleri konmuştu. Bu uygulamanın mülki idare tarafından da benimsenip desteklenmesi üzerine bugün artık her AVM kapısında en az 2 veya 3 personel istihdam edilmesi zorunlu hale geldi. Buna ekipman bakım ve onarım maliyetleri de eklenince işyerlerinin sırtına önemli bir maliyet yüklenmiş oldu.

Terörle mücadelede elde edilen başarılar sonrasında, insanların toplu olarak bulunduğu alanların karşı karşıya olduğu terör riski son yıllarda önemli ölçüde düşmüştür.

Kaldı ki, yaşanan pratikler, yukarıda saydığımız sebeplerden dolayı motivasyonu veya tecrübesi çok düşük olan personelin girişlerde doğru dürüst arama bile yapamadığını göstermektedir. Uzun ve yorucu çalışma saatleri yaşanan dikkat dağınıklığının bir diğer sebebidir.

DEAŞ ve PKK’nın birkaç yıl arayla girişinde güvenlik arama noktaları bulunan aynı AVM’ye patlayıcı sokabilmesi bunun en büyük delilidir. AVM’lerde yaşanan daha birçok olay, kafaya koyanın AVM içine rahatlıkla suç aleti sokabileceğini ve hatta bunlardan bazılarını AVM içindeki mağazalardan dahi temin edebileceğini göstermiştir.

Yani bu şartlar altında, milyonlarca lira harcanarak kurulan yaya ve araç arama noktaları amaçlanan sonucu vermekten çok uzaktır. Bunun yanında bunlar, güvenliğin verimliliğini azaltan önemli bir masraf kalemidir. Personelin “caydırıcılık” adı altında verimsiz ve gerçekten suça azmetmiş bir kişi karşısında caydırıcılıktan çok uzak şekilde görevlendirilmesine yol açmaktadır.

Bir örnek vermek gerekirse, mülki idare tarafından bazı yerlerde zorunlu tutulan araç altı arama sistemlerinin veya personelinin pratikte ne fayda sağladığı anlaşılamamaktadır? Mesela bu kadar güçlü inşa edilen binalarda etkili olabilmesi için kaç kilogram patlayıcı gerektiğinin hesabı yapılmış mıdır? Veya kapalı otoparktaki bir aracı altına saklanan patlayıcı ile patlatmak terör örgütünün amacına nasıl bir katkı sağlayabilecektir?

BUNUN YERİNE MÜDAHALE YETKİSİ ARTIRILMALI

Öncelikle her markanın, her faaliyet alanının ve her müşteri profilinin farklı güvenlik risklerine sahip olduğu anlaşılmalıdır. Alınacak olan elektronik, fiziki ve personelli güvenlik tedbirleri fayda / maliyet dengesi de gözetilerek buna göre belirlenmelidir. Hareketli ve müdahaleye her an hazır eğitimli devriyelerin suçun azaltılmasında daha fazla etkili olacağı alanlar tesbit edilmelidir.

Ayrıca, özel güvenliğin müdahale yetkisi ve şartları mevzuatta açık olarak belirlenmelidir. Suçla mücadelede, suça müdahalede ve delilleri muhafazadaki görevi netleştirilmelidir.

İşverenler de güvenliğin yapılan işin bir parçası olduğunu asla hatırdan çıkarmamalıdır. Güvenlik, dinamik bir süreçtir. Olay, en büyük kurumsal maliyettir. Güvenlik riskleri şirketin faaliyet alanına göre yeniden değerlendirilmeli ve güvenlik tedbirleri bu doğrultuda en verimli olacak şekilde alınmalıdır.

Feramuz Erdin, Güvenlik ve Kriz Yönetimi Danışmanı Eğitimi ve 30 yılı aşan kamu ve özel sektör tecrübesi ile güvenlik ve kriz yönetimi alanında ispatlanmış uzmanlık kariyerine sahiptir. Uzmanlık alanı ile ilgili bilimsel çalışmalar yapmakta ve kurumsal yapılar ile sivil toplum kuruluşlarına danışmanlık hizmeti vermektedir.

patronlardunyasi.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x